Bodrum Söz/ MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, terörle mücadele hedefinin Türkiye’nin kaderi olduğunu belirtti. DEM Parti'nin eleştirilerine yanıt veren Bahçeli, konuşmasının sonunda da çok konuşulacak bir çıkış yaptı.
Bahçeli, terör örgütü PKK'nın lideri Öcalan için Umut Hakkı, yerlerine kayyum atanan Ahmet Özer ve Ahmet Türk'ün iadesi ve Selahattin Demirtaş'ın tahliye edilmesi için açık çağrıda bulundu. Bahçeli'nin, MHP Grup Toplantısı'ndaki son sözü şu oldu:
"Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir"
Konuşmasında demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü vurgusu yapan Bahçeli, “Demokrasimizi, özgürlükleri ve insan hakları politikalarını el birliği ve iş birliği ile geliştirmenin makul ve mümkün yollarını bulup hayata geçirmek hem zorunlu hem de önemlidir” ifadelerini kullandı.
“Cumhuriyet ile demokrasi birbirinin sigortasıdır” diyen Bahçeli, siyasetçilerin söylem ve davranışlarında tutarlı olması gerektiğini belirterek yasal düzenlemelere ilişkin şöyle bir atıf yaptı:
“Siyasetçinin siyaset alanını daraltma değil, siyaseti zenginleştirme ve itibar kazandırma gibi esaslı bir işlevi vardır.”
Suriye'deki son gelişmelere dikkat çeken Bahçeli, Şam yönetimi ile YPG arasında yapılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.
Bahçeli, “Artık komşu ülkemiz Suriye’nin haritası tek bir renge bürünmüş, Siyonist emperyalizme kiralık tetikçilik yapanlar işgal ettikleri alanlardan çıkarılmıştır” dedi.
Bahçeli, “Kürt kardeşlerimizle terör örgütü YPG’yi yan yana getirmek, üst üste örtüştürmek fahiş bir gafilliktir” ifadeleriyle uyarıda bulundu.
DEM PARTİ'YE ÖCALAN'A SAYGI DUY ÇAĞRISI
Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısına atıfta bulunan Bahçeli, şu açıklamalarda bulundu:
“Madem maksat hasıl oldu, o hâlde bize düşen de PKK’nın kurucu önderliğine DEM Parti’den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir.”
ERKEN SEÇİM ÇIKIŞI
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in erken seçim çağrılarına yanıt veren Bahçeli, “CHP Genel Başkanı'nın erken seçim ezberine takılması ve şahsıma beyhude çağrılar yapması tam bir siyasi ahmaklıktır. Erken seçim diye bir şey asla gündeme alınmayacaktır” dedi.
EPSTEİN BELGELERİ İÇİN ZAMANLAMA ÇIKIŞI
Bahçeli, son günlerde dünya kamuoyunun gündemine oturan Epstein belgeleri ile ilgili de özetle şöyle konuştu:
“Asrın sapıklığı ve ahlaksızlığı olarak değerlendirilmesi gereken ve 3 milyon sayfanın üzerinde olan Epstein belgeleri dünya kamuoyuna oturmuştur. Zamanlama itibariyle manidar bir dönemde deşifre edilmesi hem tuhaf hem de akılları karıştıran soru işaretleriyle doludur.”
Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Kararlılıkla ifade etmem gerekirse Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı bütün Türkiye'nin, bütün Türk milletinin hatta ve hatta Türk İslam dünyasının siyaset kutbudur.
Buna ilave olarak diyeceğim şudur. 3 Hilal sadece bugünün değil, yarınların da partisi geçmişle geleceği birbirine bağlayan fazilet, feraset ve fikir köprüsü ezcümle milli umutların düşmeyecek sancağıdır.
Bizim folluğumuzda kuluçkaya yatıp başka kümeslerde yumurtlayanların çıraklık dönemini aramızda geçirip gıcırdayan başka kapı diplerinde ustalık taslayanların milliyetçi Ülkücü hareketi hakkıyla idrak layıkıyla ifade etmeleri neredeyse imkansızdır.
Hazreti Mevlana'nın dediği üzere her insan bir yağmur damlası gibidir. Kimisi düşer çamura, kimisi düşer gül yaprağına. Çamurla karışan çamur atar. Karşısında gül bahçesinde olan mis kokular yayar etrafına. Bizim çamur zihniyetlere çamurlaşmış siyaset loklarına yüzümüz dönük, kapımız süngülüdür. Ruhu bedenine egemen olan bir insanda görülecek davranış kalıbı öncelikle itidaldir. Şayet insan itidalin pusulasıyla hareket ederse çetin imtihanları, zorlu engelleri birer birer aşacak yürekliliğe ulaşacaktır.
Gerçek yüreklilik bilek gücü veya kas birikimiyle değil aklın ve ahlakın adalet çizgisinde sapmadan ve savrulmadan ilerleyişiyle tecelli edecektir.
İşte böylesi bir erdemde, erdeme işte bundan mütevellit erinç haline müstakim bir tutumla müstahak olanlar yaptıkları her işle, attıkları her adımla ağızlarından çıkan her sözle hayranlık ve hürmet uyandıracaklar.
Şayet sesimizi değil de sözümüzü yükseltirsek, kaldı ki bu yüksekliği milli ve manevi değer hükümleriyle perçinlersek hepsinden mühimi ülkemizin menfaatini diğer bütün şahsi ve siyasi menfaatlerin önünde ve üstünde tutarsak o zaman tezahür eden her söz, her düşünce, her görüş millet vicdanında makes bulacaktır. Çünkü aziz millet varlığının basireti tıpkı tükenmez cevher gibidir. Fakat cümle cümle maluliyetle iade edilmiş çelişki çukurlarına düşen açıklamaların ahlaki safiyetle kalbi samimiyetten mahrum ilke ve içerik yoksunu istismarcı çıkışların taliğini biliniz ki makustur. Bu makus düşünce ve ezberlerin millet huzurunda ne bir karşılığı ne de bir diğerinden değerinden bahsedilebilecektir. Hamasettin ilkesiz çekiciliği hakikat ve haysiyetin itibarlı çehresini gölgelerse emin olunuz ki atılan hiçbir adımın söylenen hiçbir sözün bağlayıcılığı ve kalıcılığı olmayacaktır
Merhum düşünürümüz Ziya Gökalp'in milletlerin eşitliği ve işbirliği şeklinde formüle edip altını çizdiği müstesna ideali başlangıç noktası kabul etmek ve geliştirmek gerekmektedir. Genel manada 21. yüzyılda dünyanın daha yaşanabilir, daha insani, daha adil, daha huzurlu, daha sevimli olabilmemiz bilmesinin bir yolunun da böyle bir anlayışı zenginleştirmekten geçtiği açıktır.
Huzursuz ve istikrarsız bir dünyada hiç kimse güvende değildir. Bize bir şey olmaz mahurluğu, her koyun kendi bacağından asılır mantığı, bana dokunmayan yılan 1000 yıl yaşasın masalı alıcısı olmayan, satıcısı bulunmayan çürük ve küflü mal gibidir.
Eski kafayla yeni yüzyılın fırsat ve risklerini okumak bununla bağlantılı siyasi, stratejik düşünceye malik olmak eşyanın tabiatına aykırıdır.
Bu kapsamda Türk siyasetçisinin milli ve manevi değerler kümesinden ayrılmayan Türk aydınının müessir bir dünya kavrayışı olmalı, çağın rotasını tayin etme iddiasıyla mündemiç fikir ve politikalar geliştirmelidir. Tasavvur, tahayyül ve tekliflerimizin ana çerçevesinde de nasıl bir dünya, nasıl bir Türkiye sorularına verilecek kalıcı ve kader belirleyici cevaplar oluşturmalıdır.
İnsanlığı zorlu bir gelecek beklemektedir. Bu nedenle gerek milli kaderimiz gerekse de küresel kaderimiz üzerinde söz ve iddia sahibi olmaktan başka diğer tüm seçeneklere kapalı olmak durumdayız. Terörsüz Türkiye terörsüz bölge hedefleri Türk milletinin kaderine aracısız ve fazılasız sahip çıkma hamlesidir.
Kim veya kimler bu hedeflere dudak büküyorsa kuraktır, kukladır, korkaktır, karanlıktadır. Kim veya kimler söz ve eylemleriyle bu hedefleri baltalama amacındaysa maksatlıdır, marazlıdır, mahsurludur, maşadır.
Kim ve kimler makesin yerine makusu tercih ediyor, gülün yerine çamura başvuruyor, bu surette terörsüz Türkiye terörsüz bölge hedeflerini sekteye uğratmak için tetikte bekliyorsa ülke ve millet aleyhine tertip içinde olan güdümlü işbirlikçilerdir. Sözün doğru olması kadar millete mensubiyet ve sadakat hissiyatının da ağır basması, ağırlığınca da mücevher gibi parlaması usulen de esasen de gerek ve yeter şarttır.
Değerli arkadaşlarım demokrasimizi özgürlükleri ve insan hakları politikalarını el birliği ve işbirliği ile geliştirmenin makul ve mümkün yollarını bulup hayata geçirmek hem zorunlu hem de önemlidir.
Milliyetçiliğin fikir prizmasından baktığımızda demokrasinin özgürlüklerin ve insan haklarının istismarına fırsat verilmeden sinsi ve hain emelleri maskelemesine dikkat ve uyanıklık göstererek güçlendirmek kuşkusuz vazifemizdir.
Aynı şekilde ülke ve millet bütünlüğü ile demokrasi birbiriyle çelişen değil, birlikte gelişen bakış açısı ile ele almalıyız. Yine demokratik hukuk devletinin bütün Türk vatandaşlarının bir arada daha mutlu, daha huzurlu yaşamasının asgari şartlarından biri olduğu konusunda tereddüt uyandırmayacak bir samimiyetin ve saydamlığın sergilenmesine ihtiyaç olduğunu unutmamalıyız. Siyaset kurumunun inisiyatif ve itibar kaybının temel sebeplerinden biri olan seviyesiz ve tutarsız günü birlik söylem ve davranışlardan mutlak surette uzak durulmalıdır.
Siyasetçinin siyaset alanını daraltma değil, siyaseti zenginleştirme ve itibar kazandırma gibi esaslı bir işlevinin bulunduğu göz ardı edilmemelidir.
Siyaset alanına ve siyaset etme tarzına dair böyle bir duruş ve kararlılık hepimizin müşterek sorumluluklarının en başında gelmektedir. Bilinmelidir ki Cumhuriyet ile demokrasi birbirinin temiz, seviyeli, ahlaklı ve ilkeli siyasetle her ikisinin sigortasıdır.
Türk milletinin hangi kökenden, hangi meslekten, hangi mezhepten olursa olsun bütün mensuplarının bir arada kardeşçe yaşamasını temin ve teşvik etmek demokratik rejimin asli görevidir.
Bu sürecin önünde engel ve sıkıntı oluşturan kurumsal ve yasal düzenlemeleri iyileştirmek de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin temel varlık sebeplerinden birisidir.
Birliktelik ve dayanışma kültürünün önemini kabul etmeyenlerin ya da ediyor gibi görünüp sürekli çark edenlerin farklılık ve çatışma noktalarının kurumsallaşmasına sürekli vurgu yapması demokrasiye değil anarşiye çanak tutmaktır.
Gerçek duygusal kopuş da aynısıyla böyle doğacaktır. Çünkü özünü milletimizin ortak değerleri ve özlemlerin belirlediği kamu ruhu ve alanını taşa tutmanın ve tartışmaya açmanın ne demokrasiye ne de ülkemize bir faydası dokunacaktır.
Dünyanın her demokratik rejiminde geçerli olan ve olması beklenen bu gerçeğe saygı duyulmalı ve riayet edilmelidir.
BAKIRHAN'A GÜVEN KRİZİ YANITI
Bilinmesini özellikle arz ederim ki demokratikleşme projeleri böyle bir duyarlılıkla ele alındığı ve asgari müşterekler zemini üzerine bina edildiği sürece anlamlı ve kalıcı olacaktır.
Bu sağlam temeller üzerine daha güçlü ileri demokratik hukuki yapıları ihya etmekte bizlere düşmektedir. Yapay çatışma alanları oluşturmak, devamlı oyun bozanlık yapmak, olmayan tıkanmadan, görülmeyen güven krizinden bahsetmek yüreklilik ifade ediyorum ki sorumsuzluk örneği makusa hizmet örgütlenmesidir.
Terörsüz Türkiye ile terörsüz bölge hedefleri bir yanda demokrasi namusunu savunmak, diğer yanda insan hakları ve özgürlüklerinin açılan bayrağı altında toplanmaktır. Edebsizin edepliliği bastırması, haksızın da haklıyız bastırması son bulmalıdır.
Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof olan Halil Cibran diyor ki:
Başka bir insanın hakikati onun sana açıkladığı şey değil, açıklayamadığı şeydedir. Bu yüzden onu anlamak istersen söylediğine değil söylemediğine kulak ver. İnsan sustuğu şeyler kadardır ve insan insanı anlatamadığı yerden anlaşılabiliyorsa yakındır. Biz söylenenler kadar söylenmeyen şeylere de kulak veriyoruz. Fakat biz anlayış gösterirken anlaşılmayı da bekliyoruz. Bunun ise karşılıklı bir emek ve erdem faaliyeti olduğunu gayet iyi biliyoruz. Geliştirici işbirlikleri kurmanın yegane yolu sırf anlaşılmaya değil, anlamaya yönelik adımlar atmaktır. Gönlü temiz olanın gözü daha da iyi görecek, kulağı daha iyi duyacak, ağzından saçılacak her kelimeler kutuplaşmayı değil, kucaklaşmayı sağlayacaktır. Milli birlik ve kardeşlik duygumuzu karartmanın ve kas katı hale sokmanın emelini taşıyanlar tarihin uçurumuna yakın yerde durmaktır. Suriye'deki malum olayları Türkiye'ye taşıyıp Kürt kardeşlerimizi provoke etmeye çalışmanın iyi niyetle bağdaşır bir tarafı asla yoktur ve olmayacaktır.
"KÜRT KARDEŞLERİMİZLE YPG'Yİ ÖRTÜŞTÜRMEK GAFİLLİKTİR"
Kürt kardeşlerimizle terör örgütü YPG'yi yan yana getirmek, üst üste örtüştürmek fahiş bir gafilliktir. Suriye Cumhuriyeti'nde yeni bir denklem, yeni bir paradigma, yeni bir yapı oluşmuştur. Bu durum beklenen, olması gereken gayedir.
Ayrıca devletin egemenlik haklarıyla siyasal, toplumsal ve toprak bütünlüğüyle ilişkilidir. Aynı zamanda bunu destekleyen, tescilleyen gelişmedir. 30 Ocak 2026 tarihinde Şam yönetimiyle SDG ve YPG arasında 10 Mart Mutabakatı ile 18 Ocak Mutabakatı temelinde kapsamlı bir ateşkes ile askeri ve idari yapıların Suriye Cumhuriyeti'ne aşamalı entegrasyonu hususunda anlaşmaya varmışlardır. Bu gelişme Suriye'nin egemenliğinin güçlendirilmesi ve uzun vadeli istikrarın sağlanması açısından belirleyici ve memnuniyet verici bir kavşak noktasıdır. Devlet otoritesi sağlanmıştır. SDG YPG'li teröristler bulundukları mevcut hatlardan çekilecek, hükümete bağlı birlikler Haseke ve Kamışlı merkezlerine konuşlanacaklardır. SDK'ye YPG'ye bağlı 3 tugaydan oluşan bir tümen kurulacak. Ayn El Arap'taki silahlı unsurlar ise Halep'e bağlı birer tugay olarak yapılandırılacaktır. Askeri ve güvenlik entegrasyonunun tugaylar içinde bireysel bazda gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Yapılan anlaşmanın uygulama süreci dün başlamıştır. Suriye'de devlet içinde devletin olmayacağı, paralel, paralel bir ordunun hayalden ibaret kalacağı netleşmiştir.
Artık komşu ülkemiz Suriye'nin haritası tek bir renge bürünmüş, siyonist emperyalizme kiralık tetikçilik yapanlar işgal ettiklerini, ettikleri alanlardan çıkarılmıştır
DEM PARTİ'YE "PKK KURUCU ÖNDERLİĞİNE SAYGI DUY" ÇAĞRISI
27 Şubat 2025 tarihinde PKK'nın kurucu önderliği tarafından yapılan barış ve demokratik toplum çağrısı 337 gün sonra Suriye'de de müspet karşılığı bulmuş ve çok önemli bir etap böylelikle geçilmiştir.
Onun bunun saçma sapan telkin ve tazyikine kapılmadan, su katılmamış bühtanlara aldırış etmeden elimizi vicdanımıza koyup düşünelim ve sorgulayalım.
PKK'nın kurucu önderliği 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu.
Bölücü terör örgütünün lağvedilmesini ve silahların yakılmasını sağladı mı? Sağladı.
27 Şubat çağrısı PKK ile birlikte örgütün tüm bileşenleri için bağlayıcı oldu mu? Oldu.
Madem maksat hasıl oldu, o halde bize düşen de PKK'nın kurucu önderliğine DEM Parti'den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir.
Araplar, Kürtler, Türkmenler, diğer halkların birlik ve dirlik kardeşlik içinde yaşaması için tarihi bir fırsat kapısı aralanmış ve herkes somut gelişmeleri benimsemiştir.
Türkiye'de olduğu gibi Suriye'de de provokasyonların yaşanması mümkündür ve beklenmelidir. Buna karşı azami derecede ve düzeyde sabırlı, tedbirli, temkinli olmak herkesin ortak çıkarınadır. Nusaybin'de bayrağımızın indirilmesi...
Diyarbakır ve Tarsus'ta sahaya çıkan provokatörler Ayn el Arab üzerinden milli birliğimizi yaralamaya kalkışan siyasi odaklar ne yaparlarsa yapsınlar, Pir Sultan Abdal'ın sözleriyle alayına sesleniyorum. Koyun beni hak hak aşkına yanayım.
"DÖNEN DÖNSÜN BEN YOLUMDAN DÖNMEM"
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan. Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım. Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan. Merhum Fikir Pınarımız Hüseyin Nihal Atsız'ın haykırdığı gibi, yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz. Çünkü bu yol kutludur. Gider Tanrı Dağına. Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin değişir topu bir sokak kaltana. Nefreti aşılayanlar kaybedecek. Fitneyi körükleyenler kaybedecek. Ebedi Türk Kürt kardeşliğini bozmayı planlayanlar kaybedecek. Kürt kardeşlerimizi ma terör örgütüyle bir ve eşit görenler kaybedecek.
Bölücü terör örgütünün Kürt kardeşlerimizi vesayet altında tutmasına hizmet edenler, bunu dileyenler, bunu görmek için çılgına dönenler iki cihanda da yatacak yer bulamayacaklar. Türk bizim Kürt bizim. Türk milleti de biziz ve alayımız. CHP Genel Başkanı'nın Suriye devletinin terörle mücadelesini endişe verici bulması, Sayın Ahmet eş Ça'nın Suriye'nin tamamını temsil edemediğini dile getirmesi, hüsran verici bir hezeyandır. Esaı kalbinde taşıyan, aklını ve gönlünü YPG'ye kaptıran bu zatın ne sözü söz, ne de siyaseti mert ve millidir. HTŞ'ye kravat takmakla olmaz demiş. Anlayacağınız halt etmiş, gene çuvallamış. Sende YPG'nin kravatını takabilirsen, Mazlum Abdi İle el ele verebilirsen, daha taş gezerek fesat nifak üretimi yapabilirsin.
Sayın Özel Zırvayı bırak, sadede gel. Gürültü patırtı çıkarmanın siyaset olmadığını, laf ola beri gele türünden konuşmaların seni komik durumlara düşürdüğünü anla ve kabullen. Dilinin altındaki baklayı çıkar. Suriye'nin siyasi ve toprak bütünlüğünü sağlamasından dolayı uykularının kaçtığını da itiraf et.
Merhum Ahmet Hamdi Taşpınar'ın sözlerinden esinlenerek diyorum ki: Dünyaya baktığın zaman ayrı görüyor, kendine baktığın, kendi kendine kaldığın zaman ayrı düşünüyorsun. Yığınlarca tezat içinde çırpınıyorsun.
ERKEN SEÇİM ÇIKIŞI
Ahlaken sorunlu siyaset zar atmaktan farksızdır. Gelecek olan da her zaman hep yektir. CHP Genel Başkanının erken seçim ezberine takılması ve şahsıma beyhude çağrılar yapması tam bir siyasi ahmaklıktır. Seçimin ne zaman yapılacağı bellidir.,
Erken seçim diye bir şey asla gündeme alınmayacaktır. CHP Genel Başkanı seçim kapısını arala diye mırıldansa da, biz Cumhur İttifakı olarak aralayacağımız kapı Türkiye ve Türk yüzyılının cümle kapısıdır. Başka kapılara yüz sürmek, başka kapılarda medet ummak Cumhuriyet Halk Partisi'nin beklentisi ve dileği olsa da, Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı'nın böyle ucuz ve bayat gündemlerin peşinden savrulması, o kapı, bu kapı gezip dolaşması siyasi akıl ve mantık dışıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı merak etmesin. Seçim günü gelip çattığında Türk milleti yüksek iradesiyle istismarcı, inkarcı, rüşvetçi, kumarbaz, komisyoncu, vurguncu...
Organize yolsuzluk çetesine Türkiye'nin kaç bucak olduğunu muhakkak gösterecek. Muhterem arkadaşlarım, her geçen gün daha da karmaşıklaşan, sürdürülebilir kriz ve kargaşanın gittikçe kökleşip derinleştiği, bulanık ve bunalımlı bir dünya tablosu insanlığın müşterek geleceğini, münhasır huzur ve istikrar özlemini ciddi şekilde tahdit ve tehdit etmektedir. 2. Dünya Savaşı'nı müteakiben yerleşen ve yürürlüğe giren kurallara dayalı uluslararası müesses düzen, geldiğimiz bu aşamada yıkık dökük bir harabeden, yoğun bakımda can çekişen, umutsuz bir hastadan muhteva itibariyle farklı değildir. Y
Venezuela'dan sonra İsrail'in tahrik ve tacizleriyle Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a karşı gündeme aldığı askeri operasyon ihtimali sadece komşu ülke İran ve bölgemiz için değil, dünyanın tamamını yakıcı şekilde etkileyecek asal bir tehlikedir. İran'a askeri hareketi yoluyla sözde ılımlı, gerçekte zincirlenmiş ve devşirilmiş köstebek liderleri iş başına getirme senaryosu çok vahim sonuçları peş peşe tetikleyecektir. Venezuela'dan sonra sırayı İran'ın alması felaketlere açık davetiye çıkarmaktan başka bir anlama gelmeyecektir. Siyonizmin dürtmesiyle Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ı vurması hiçbir şekilde kabul edilemez bir emperyalist vandallık olacaktır. Böylesine bir hak ve yetki hiçbir ülkenin uhdesinde değildir. Rodgires modeli olarak tedavile sokulan sipariş edilmiş boyunduruk altına alınmış kukla yönetici sisteminin gayrimeşruluğu, gayri hukukiliği ve gayri ahlakiliği tartışılmaz bir gerçek olarak karşımızdadır. İran'ın ve diğer egemen eşitlere haiz bağımsız devletlerin geleceğini müessir şekilde tayin ve temin edecek tek güç kendi haklarının irade haysiyetidir. Bu itibarla ABD ile İran arasında diyalog ve toplumsal ve diplomasi öne çıkmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın tarafları uzlaştırma ve yatıştırma çabası saygındır ve takdire layıktır. İran'ın huzur ve güvenliği, aynı şekilde Suriye'nin huzur ve güvenliği, bölgesel istikrarın kilit taşıdır. Bu taşı yerinden oynatmak, İran'a askeri operasyon yapmak zincirleme altından kalkması, kalkılması kolay olmayan sorunları dalga dalga gün yüzüne çıkaracaktır. Rusya ve Ukrayna'dan sonra İran'ı içine alacak savaş ve sıcak çatışma havasının küresel boyut kazanması halinde kabus senaryoları kuvvetten fiile geçecektir. Katar'ın arabuluculuğu, Türkiye'nin yoğun gayretleri, ABD ile İran arasındaki anlaşmazlığa sebep olan konu başlıklarının mutlaka çözüme çözümüne katkı sağlamalıdır. Bölgemiz yeni bir savaşı kaldıramaz. Tarafları aklı selime çekecek olan orta bir yolun bulunması barışçıl ortama musallat olan sisi dağıtacaktır.
Tam bunlar oluyorken birdenbire asrın sapıklığı ve ahlaksızlığı olarak değerlendirilmesi gereken ve 3 milyon sayfanın üzerinde olan Epstein belgeleri dünya kamuoyuna, kamuoyuna oturmuştur. Skandallar, itiraflar, dehşet verici çarpıklıklar ne hikmetse Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'de SDG ve YPG'ye sırt dönüp Ahmet Şara'yı desteklediği, ayrıca İran'a yönelik saldırı planlarının ortaya çıktığı bir zamana tesadüf etmiştir. İşkence gören çocuklardan, taciz ve tecavüze uğrayan reşit olmayan kız çocuklarına varıncaya kadar kan donduran iğrençliklerin yaşanması pek çok siyasetçi, devlet adamı ve meşhur ismin karıştığı ve katıldığı skandallar furyası insanım diyen herkesin midesini bulandırmaktadır. Cinsel istismar suçlusu milyarderler Epstein'e ilişkin olarak yayınlanan belgelerin zamanlama itibariyle manidar bir dönemde deşifre edilmesi hem tuhaf hem de akılları karıştıran soru işaretleriyle doludur.
İnsanlık ayıplarının, insani felaketlerin kirli ilişkilerin merkezinde yer aldığı bu tehdit mekanizmasının organize halde siyasi ve stratejik hedefleri gözettiği kanaatimce çok mümkündür. İnsani değer ve mirasın ayaklar altında çiğnenmesi, çocukların bu faciada kullanılmalı, nice çatıları uçuracak nice şöhretli insanı rezil edecek kıratdadır.
Biz temiz siyaseti ve temiz toplumu yalnızca Türkiye için değil tüm dünya adına istiyoruz. Şerefli, güvenli, namuslu, evrensel insani değerlere muvafık halde yaşamanın bir başka yolunun olmadığını, olmayacağını düşünüyoruz. Ahlaki yarılmanın, ahlaktaki dağılmanın, Lut kavmine benzer toplumsal yapılardaki kokuşmanın hazza, hıza, hırsa ve dipsiz şehvet ve şöhrete dalmanın sonu ve sonucu yeryüzü cehenneminin yanan ateşine odun taşımakla eş anlamlıdır. Değerlerin müdafaa edilmesi şarttır. Peki bu değerleri analitik gözlem becerisiyle nasıl tefsir edebiliriz.
İnsanın davranışlarını yargılanıyorken ve hayattaki amacını seçerken başvurulan, toplumsal olarak paylaşılan amaç ve davranışları belirlerken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu gösteren standartlardır. Beşeriyet doğru ile yanlışı birbirine karıştırarak vicdan kaybına uğramıştır. İyi ile kötüyü birbirinden ayıramayarak erdemden uzaklaşmıştır. Konuşmamın başında vurgulamıştım. Allah'tan korkmayanın kuldan utanmasını beklemek nafile bir gayrettir. İnsan varlığının kirli ilişki ve istihbahratlardan beslenmesi gelecek hayallerini kundaklamaktadır. Tehdit çok büyüktür. Tehlike çanları hiç bu kadar yoğun işitilmemiştir. Burada bir temenni ifade, ifade etmek istiyorum. Partimizin arge bünyesinde hazırlanan ve şahsen çok önemsediğim insanlığın huzuru çalışmasının artık raflarda tozlanması yerine herkesin vefimizin başvuru eseri olması samimi arzum ve çağrımdır. Huzursuz insan, huzursuz dünya bir kısır döngüdür. Bu döngüyü kuracak, kıracak güçlü karar ve acil eylem planlarını ortak akılla gerçekleştirmek mümkündür. Biz dünyanın en gözde ve zorlu coğrafyasında yaşayan, bundan böyle de yaşamak zorunda olan büyük bir milletiz. Ne tarihimizi, ne de coğrafyamızı değiştirme imkanına sahip değiliz. Ama hep birlikte daha güzel bir gelecek inşa edebiliriz. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı bu muazzef hedef için vardır.
UMUT HAKKI ÇIKIŞI
Türkiye Yeni Yüzyılın ikinci çeyreğinde yeni bir heyecan ve atılım ruhuyla hareket etmek mecburiyetiyle karşı karşıyadır. Türkiye'nin Avrasya'nın veya Afrika'nın bir barış ve istikrar bölgesine dönüşmesi dünyanın insani bir boyut kazanması için büyük bir dinamizme kavuşmak ve böyle bir iddianın sahibi olmak durumundadır. Bunun temel şartı kalkınma ve demokratikleşme sürecini tamamlamak büyük devlet geleneğini ve tecrübe birikimlerini Yeni yüzyılın şartlarından yeniden yorumlamaktır. Biliyor ve inanıyoruz ki tarih şuuruyla dolup taşan, kültür ve medeniyeti ile barışık bir siyaset etme tarzı sadece demokrasiyi ve Cumhuriyeti güçlendir güçlendirmekle kalmayacaktır. Aynı zamanda bu coğrafyayı yeniden istikrara ve refaha taşıyacak dinamikleri de harekete geçirecektir. Türk milleti ve devleti bunu başaracak potansiyele sahiptir.
Bunları kavrayıp hayata geçirdiğimiz ölçüde hedeflediğimiz güzel ve parlak gelecek yakın ve uğraşılabilir bir gelecek olacaktır. Neredeyse bütün mesailerini partimizi karalamak için harcayanlardan bizi anlaması da başarılı olması da mümkün değildir. Meclis içinde ya da dışında yer alanlar ne yaparlarsa yapsınlar. Milliyetçi Hareket Partisi doğru bildiği yoldan ayrılmayacaktır.
Onlar Milliyetçi Hareket Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi de Türkiye ve dünya sorunları ile uğraşmaya devam edecektir. Biz siyaseti siyaset olsun diye değil milletimize ve ülkemize hizmet için yapıyoruz. Çünkü başkaları gibi ülkeler, ilkeleri, nezaketi, hoşgörüyü unutma lüksüne sahip değiliz. Hiçbir Türk milliyetçisi hiçbir dava ve gönül insanı günübirlik yaşayamaz, savurgan ve sorumsuz davranamaz. Elleri öpülesi Şeyh Edebalı'nın Osman Gazi'ye dediği gibi gerçek inanç ve dava insanları sabah doğup akşam ölenlerden olamaz. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı nereden kaynaklanırsa kaynaklansın küçük siyasi hesapların kendi ayaklarına pranga vurulmasına izin vermeyecektir. Hiçbir Türkiye sevdalısı buna göz yummayacaktır. Bilakis her gün biraz daha kenetlenip büyüyerek Süper güç Türkiye yolundaki yürüyüşümüz devam edecektir. Bu Aziz Vatan hepimizindir. Temel varoluş sebebimizdir. Bunun için her şeyimizdir, her şeyden de azizdir. Milliyetçi Hareket Partisi böyle bir anlayışın samimi temsilcisi yürekli savunucusudur. Can pahasına olsa bile ülkesinden mülklerinden taviz vermeyecektir. Değerli dava arkadaşlarım. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerimin notak noktalarken hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor en iyi dileklerimi sunuyorum. Ama Aziz dava arkadaşlarım, Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir. Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.












Öcalan 'Umut Hakkı' istedi







